Skip to main content

NEFES VE HAFIZA

İlk nefeste, sadece bir organ çalışmaya başlamaz; okyanusa ulaşan ruh, evrenin o en büyük veri tabanına bağlanır.

DOĞUŞ

Bir insan, anne karnındayken o korunaklı yumurtanın içindeki sınırlı bir matriks sıvısı ile beslenir.

Çünkü tam bir insan organizmasının, o biyolojik laboratuvarın kusursuzca oluşabilmesi için gerekli olan tüm elementer ve genetik bilgiler o sıvının kimyasında zaten mevcuttur.

Beden o sıvıyla örülür ve o büyük doğum anı geldiğinde, insan, kumsalda yumurtadan çıkan bir deniz kaplumbağası gibi bir “yönelimle” daha büyük bir matrikse (dünyaya) gözlerini açar. Bu yeni ve devasa laboratuvardaki ana besleyici unsur ise artık o sıvı değil; bol oksijenli hava karışımıdır.

İLK NEFES HATIRLAMA

İlk nefeste ciğerler o havayla şiştiğinde, sadece bir organ çalışmaya başlamaz; okyanusa ulaşan ruh, evrenin o en büyük veri tabanına bağlanır. Çünkü soluduğumuz o hava karışımı, milyarlarca yıldır bu gezegende devinim hâlinde olan, geçmişten geleceğe bir sürü kadim bilgi ve titreşim taşıyan devasa bir hafıza deposudur.

Aldığımız o ilk nefesle birlikte diğer tüm türdeşlerimizin, insanlığın ve doğanın geçmişi ile geleceğine dair tüm o kognitif arşiv, bu ana bedenimizde, yani bilinçaltımızın o derin odalarında saklanmak üzere içeri sızar.

Biz havayla sadece oksijen almayız; o havayı ciğerlerimize çekerek evrenin o ortak hafızasını bizzat hatırlarız.

HİSSETMEK

“Hissetmek”, hatıraları duymaktır aslında.

İçi boş ticari gürültülerin iddia ettiği gibi nefes, mekanik bir teknikten ibaret değildir. Nefes, o kuantum alanındaki potansiyel bilgilerin maddeyle girişim anıdır.

Bu duru toplulukta yapılan şey, o sahte reklamların ötesinde, tam olarak bu moleküler hafızayla yeniden hizalanmaktır. Siz nefesinizi o ilk titreşimin ritmine getirdiğinizde, o büyük matrisin içindeki kadim bilgileri yüzeye çıkarırsınız.

Çünkü evren için hiçbir veri israf olmaz; geçmişin tüm bilgisi, soluduğumuz her duru nefeste bizimle rezonansa girmeyi beklemektedir.