Skip to main content

KENDİNİ HİSSET

Kendimi anlamak için çıktığım yol, bir gün başkalarının da kendilerini hissetmelerine eşlik ettiğim bir yolculuğa dönüştü.

NASIL KOÇ OLDUM?

İnsan hayatının yönünü değiştiren anları, yaşarken her zaman bilmiyor. Ben de tiroidimle ilgili sonucumu aldığım gün, o haberin beni yıllar sonra bambaşka bir yola çıkaracağını bilmiyordum. Bildiğim tek şey, hayatımda ilk kez kendime bu kadar yakından bakmak zorunda kaldığımdı.

Tiroidimde kötü huylu olabileceği düşünülen bir hücre tespit edilmişti.

Bu haber benim için yalnızca tıbbi bir sonuç değildi. Çünkü kanser kelimesinin ailemde uzun bir geçmişi vardı.

Hem annem hem babam kanser geçirmişti. Onların yaşadıkları dönemlerde ben küçüktüm; yaşananların ağırlığını ve bütün bunların bende bıraktığı izi o yaşlarda tam olarak anlayamamıştım.

Bir de çok sevdiğim anneannem vardı. Onunla aynı gün doğmuştuk ve aramızdaki bağ benim için hep çok özeldi. Onu kanser nedeniyle çok erken yaşta kaybetmiştik.

Konu kendi bedenime geldiğinde, karşıma yalnızca bir tetkik sonucu çıkmadı. Çocukken anlamlandıramadığım anılar, kayıplar ve duygular da yeniden karşıma çıktı.

Psikolojik olarak oldukça zorlandığım bir dönemdi.

Tam o günlerde bir arkadaşım bana bir kamptan bahsetti: Hisset Nefes ve Yaşam Akademisi.

“Nedir bu?” diye sordum.

Verdiği cevabı bugün bile kelimesi kelimesine hatırlıyorum:

“Güven ve git. Oradaki herkese güvenebilirsin.”

Gittim.

Ve hayatımda ilk kez tamamen yargısız bir sevgi alanının içine girdiğimi hissettim.

Kimse kimseyi düzeltmeye çalışmıyordu. Kimse bir başkasına ne hissetmesi ya da nasıl olması gerektiğini söylemiyordu. Ağlayabiliyor, gülebiliyor, konuşabiliyor ya da hiçbir şey anlatmadan yalnızca orada olabiliyordunuz.

“Güvenli alan” denilen şeyin ne olduğunu orada öğrenmedim.

Orada hissettim.

Aslında bu dünyaya tamamen yabancı değildim. Daha önce Sadhguru’nun Inner Engineering programına katılmış, Metin Hara’nın Chi enerjisi üzerine eğitimlerini deneyimlemiştim. Asya’ya uzanan yolculuklarımda farklı öğretileri araştırmıştım. İnsanın zihni, bedeni, enerjisi ve iç dünyası uzun zamandır ilgimi çekiyordu.

Ama Hisset’teki o ilk kamp farklıydı.

Çünkü bu kez mesele bir şey öğrenmek değil, bir şeyi bizzat yaşamaktı.

Ve benim koçluk hikayem de tam orada başladı.

Henüz koç olmak istediğimi bilmeden.

İNSANI ANLAMANIN TEK BİR YOLU YOK

Kampın beni en çok etkileyen yanlarından biri, tek bir öğretiye ya da yönteme bağlı kalmamasıydı.

Merkezinde nefes ve yaşam koçluğu vardı; bunun yanında meridyen çalışmaları, Access Bars, Reiki, NLP, EFT, meditasyon, JAAS, The Work, astroloji, numeroloji ve Human Design gibi farklı farkındalık araçlarıyla tanıştım.

Her biri insana başka bir yerden bakıyordu.

Bir soru, bir nefes, beden üzerinden yapılan bir çalışma ya da daha önce kendinizle ilgili hiç düşünmediğiniz bir bakış açısı…

Bütün bunlar bende büyük bir merak uyandırdı.

Beni en çok etkileyen deneyimlerden biri de aile dizilimiyle karşılaşmam oldu. Üstelik çalışılan kişi ben değildim; sadece izliyordum.

Başkasının hikayesini izlerken kendi hikayemden parçalar bulabildiğimi gördüm. Bir başkasının ailesiyle ya da geçmişiyle kurduğu ilişkiye bakarken, bir anda kendi hayatımdan daha önce fark etmediğim bir yere dokunabiliyordum.

Orada benim için çok önemli bir düşüncenin tohumu atıldı:

İnsanı anlamanın tek bir yolu yoktu.

Beni bu yolculuğun içine asıl çeken şey de buydu. Bir yönteme inanıp diğerlerini dışarıda bırakmak değil; farklı kapıları merak etmek, deneyimlemek ve hangisinin bende neyi görünür hale getirdiğini keşfetmek…

O kamptan çıktığımda “Ben koç olacağım” diye bir karar vermedim.

Ama içimde çok güçlü bir şey başlamıştı:

Merak.

KENDİME BAŞKA BİR YERDEN BAKMAK

Kampta beni etkileyen sistemlerden biri de Human Design oldu. Daha önce adını bile duymamıştım.

İlk kez kendi haritama baktığımda karşıma Reflector – Yansıtıcı çıktı. Okudukça bazı özelliklerim bende güçlü bir karşılık bulmaya başladı.

Human Design bana kendime başka bir yerden bakabileceğim yeni bir dil verdi.

İlk kez bazı özelliklerimi “Neden böyleyim?” diye sorgulamak yerine,

“Ben böyle çalışıyor olabilir miyim?”

diye merak etmeye başladım.

Kamptan o kadar etkilenmiştim ki bir süre sonra kız kardeşime tavsiye ettim.

Ve hikayenin hiç planlamadığım tarafı burada başladı.

Kız kardeşim kamptan döndüğünde koç olmak istediğini söyledi ve eğitimlere başlamaya karar verdi.

Ben de onunla birlikte başladım.

Ardından öğrendiğim her yeni şey başka bir kapıyı açtı: NLP, EFT, Reiki, meridyen çalışmaları…

Başlangıçta hepsini kendim için öğreniyordum. Kendimi, davranışlarımı, ilişkilerimi ve yıllardır taşıdığım bazı düşüncelerin nereden geldiğini daha iyi anlayabilmek için.

Zamanla bir şey değişti.

Öğrendiklerimi yalnızca kendi hayatımda kullanmak yetmemeye başladı.

Doğru bir sorunun, gerçekten dinlenmenin ya da yalnızca kendine ayrılmış bir alanın insanda nasıl yeni kapılar açabildiğine tanık olmaya başladım.

Bugün geriye dönüp baktığımda hikayemin başlangıç noktasını çok net görebiliyorum:

Ben koç olmaya karar verip bu yola çıkmadım.

Hayatımın zor bir döneminde bir arkadaşım bana iki kelime söyledi:

“Güven ve git.”

Gittim.

Önce kendimi anlamaya başladım. Ardından öğrendim, deneyimledim, derinleştim.

Ve bir gün, kendim için çıktığım yolun başka insanların yolculuklarına eşlik ettiğim bir yere dönüştüğünü fark ettim.

Bugün yaptığım işin benim için en kıymetli tarafı da tam olarak bu:

Bir zamanlar bana açılan o yargısız alanı, şimdi kendi yolculuğunda kendine yaklaşmak isteyen başka insanlar için açabilmek.

Bir tetkik sonucuyla başlayan bu hikayenin beni nereye götüreceğini bilmiyordum. Bildiğimi sandığım kendimden, hiç tanımadığım taraflarıma doğru yürüdüm.

Ve yıllar önce duyduğum o iki kelimenin anlamını bugün çok daha iyi biliyorum:

Güven ve git.

Ve çıktığım yolun sonunda başka biri olmadım.

Kendime biraz daha yaklaştım.